Sülalem raad panpa (Abant Tabiat Parkı’da)

Sülalem raad panpa (Abant Tabiat Parkı’da)

Ağaç gölgesinde, kurumaya yüz tutmuş gölete karşı, sırtımda serin rüzgar…

Ağaç gölgesinde, kurumaya yüz tutmuş gölete karşı, sırtımda serin rüzgar…

"Yollarına papatyalar çiziyorum o kıza, ayaklarına dikenler bile batmasın diye." demişti Ahmet Kural, Feride’sine.
Ben bunu “yollarına papatyalar döşüyorum, ayaklarına dikenler batmasın diye” olarak değiştirebilir miyim? Ya da hiç edebileştirmeden “ayaklarına papatyalar topladığım kadın” mı demeliyim? Bilemedim.

"Yollarına papatyalar çiziyorum o kıza, ayaklarına dikenler bile batmasın diye." demişti Ahmet Kural, Feride’sine.

Ben bunu “yollarına papatyalar döşüyorum, ayaklarına dikenler batmasın diye” olarak değiştirebilir miyim? Ya da hiç edebileştirmeden “ayaklarına papatyalar topladığım kadın” mı demeliyim? Bilemedim.

"Gülmek ideolojik bir eylemdir" demiş Zeynep Kuray. Sonra birisi onu "Gülmek devrimci bir eylemdir" olarak düzeltmiş. 
Her konuşmasında, her mitinginde “Rabia” selamıyla sahneye çıkan birisinin Mısır’daki 529 “devrimci”nin idam kararıyla alakalı tek bir kelime etmemesi akıl alır gibi bir olay değil. Üstelik bu “adam” “dünya lideri” diyor kendisine. Dünya liderlerinin bu konuda sessiz kalmasına tepki göstermiyor, bu katliama dur demek için onları göreve çağırmıyor. Susuyor çünkü. Başörtüsünü kullanarak bi seçim kazandı, Mısır’ı kullanarak bi seçim daha kazandı. Artık bunlara ihtiyacı yok çünkü, istediğini aldı ve köşesine çekildi. Cumhurbaşkanlığı için neler üretecek bakalım. İnsanların hangi duygularını sömürecek. İnsanlara ne diyecek de “kandıracak” onları yine. Hep beraber göreceğiz. Göreceğiz ama elimizden bir şey gelmeyecek. Çünkü Gezi Parkı’nda ölenleri hala sahiplenemedi bu insanlar. Kalpleri kaskatı kesildi. Ölen kişi alevi mi, kürt mü diye sordu önce. Onlar için önemli kriter o çünkü. Ne söylesek, ne desek inandıramadık onları “halkların kardeşliğine, dostluğa, insanlığa…” Gerçi öldürülmek üzere olan “din kardeşleri” için de bir şey yapmıyor ya bu insanlar, neyse. 
Neydi o meşhur söz; “dünyalılardan tiksiniyorum.”

"Gülmek ideolojik bir eylemdir" demiş Zeynep Kuray. Sonra birisi onu "Gülmek devrimci bir eylemdir" olarak düzeltmiş. 

Her konuşmasında, her mitinginde “Rabia” selamıyla sahneye çıkan birisinin Mısır’daki 529 “devrimci”nin idam kararıyla alakalı tek bir kelime etmemesi akıl alır gibi bir olay değil. Üstelik bu “adam” “dünya lideri” diyor kendisine. Dünya liderlerinin bu konuda sessiz kalmasına tepki göstermiyor, bu katliama dur demek için onları göreve çağırmıyor. Susuyor çünkü. Başörtüsünü kullanarak bi seçim kazandı, Mısır’ı kullanarak bi seçim daha kazandı. Artık bunlara ihtiyacı yok çünkü, istediğini aldı ve köşesine çekildi. Cumhurbaşkanlığı için neler üretecek bakalım. İnsanların hangi duygularını sömürecek. İnsanlara ne diyecek de “kandıracak” onları yine. Hep beraber göreceğiz. Göreceğiz ama elimizden bir şey gelmeyecek. Çünkü Gezi Parkı’nda ölenleri hala sahiplenemedi bu insanlar. Kalpleri kaskatı kesildi. Ölen kişi alevi mi, kürt mü diye sordu önce. Onlar için önemli kriter o çünkü. Ne söylesek, ne desek inandıramadık onları “halkların kardeşliğine, dostluğa, insanlığa…” Gerçi öldürülmek üzere olan “din kardeşleri” için de bir şey yapmıyor ya bu insanlar, neyse. 

Neydi o meşhur söz; “dünyalılardan tiksiniyorum.”

Ali Lidar - Ot, Nisan 2014

Ali Lidar - Ot, Nisan 2014

İlk ofis hediyem çok manidar…

İlk ofis hediyem çok manidar…

 “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.” 

 “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.” 

Her şeyde biraz seni bulurum

Nerde olsam aklımdasın biraz”

kısacası 
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok 
gülmek umut etmek özlemek 
ya da mektup beklemek 
gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne 
artık duvarları kanatırcasına tırnağımla 
şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım 
mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım 
baba olamayacağım örneğin 
toprak olmak ne garip şey anne 

ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür 

dağdır ki sende göçer 
ben yaprak derim çiçek derim 
çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim 
gül yanaklı çocuğa benzer 
yine de 
oğlunu yitirmek kimbilir 
ne garip şey anne

İçim acıyor. 

İçim acıyor. 

Dün gece rüyamda hastanede Berkin’i bekliyorduk. Doktor geliyordu, öldü diyordu. Kaybettik diyordu. Yapma hocam dedik, söyleme böyle şeyler. Kahrolduk. Derken o an uyandım. Gece uyumam zor oldu sonra. Sabah kalktığımda yaşıyordu. Bu sabah uçmuş gitmiş ama aramızdan o gencecik insan. Benim rüyalarıma bile girip, uykularımı kaçırıyorsa bu çocuk “Polise emri ben verdim” diyen adam nasıl rahat uyuyor? Akp seçmeni nasıl rahat uyuyor? Polisler nasıl rahat uyuyor? Berkin geri gelmeyecek ama biz onu unutmayacağız ve unutturmayacağız. Tüm polisler katildir benim gözümde artık, tüm Akp seçmeni katildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti katildir. 80’lerde de 90’larda da 2000’lerde de gencecik insanlara kıymaktan vazgeçmediler.

Büyük firmalarda, küçük adamların emirleri altında çalışmaktansa doğmamış kızımın adına şirket kurup küçük esnaf modunda takılırım. Allah utandırmasın. Yolunuz düşerse çay içmeye beklerim. 

Büyük firmalarda, küçük adamların emirleri altında çalışmaktansa doğmamış kızımın adına şirket kurup küçük esnaf modunda takılırım. Allah utandırmasın. Yolunuz düşerse çay içmeye beklerim. 

O kadar!

O kadar!